Wednesday, October 2, 2013

Tuesday, May 21, 2013

Bezsiz Bebek Bezleri - II

Geçen yazıda kumaş bezin avantajlarından bahsetmiştim, şimdi farklı kumaş bezleri tanıtmaya çalışacağım.

Tuvalet İletişimi / Bezsiz Bebek yöntemi için pratik kumaş bezler

 

EcaPants: İçi %100 pamuk, dışı PUL. PUL (polyurethane laminate), su geçirmeyen bir plastik, ama polyester gibi değil. Hem nefes alabiliyor hem de yumuşacık. Yüksek ısıda yıkanabiliyor ve kurutulabiliyor.

Bu tarz bir bezin avantajı, "bezsiz bebekleri" tuvalete götürmek için çok pratik olması. Belindeki kemer sayesinde sinyali aldığınız anda bezi tamamen çıkartmadan, cırt cırtlarından açarak tuvalete tutabilirsiniz. Bir de bu bezler normal kumaş bezler gibi hantal değil, kilot gibi de kullanması zor değil. Tek dezavantajı fiyatı. Pahalı olduğu için az sayıda alıp gece kullanmayı tercih edebilirsiniz. Çünkü gece en uzun süre bez taktıkları zaman. O yüzden nefes alabilen bir bez kullanmak daha iyi oluyor. Ayrıca gece tuvalete götürmek için de çok pratik. Bir de biraz daha büyüyüp kendi kendilerine tuvalete gidebildiklerinde de çıkarması kolay olduğu için bebeklere özgürlük veriyor. 


Havlu ya da prefold: Bu da sık tuvalete götürmek için kullanması çok pratik olan bir sistem. Bunu satın alacağınız prefold denilen kumaş bezlerle yapabileceğiniz gibi, kendiniz de evdeki havlulardan yapabilirsiniz. Bu sistem ayrıca bebeğin sinyallerini gözlemlemek için de çok elverişli. Çiş yaptığını kolayca anlayabiliyorsunuz ve etraf çok batmıyor. 

Ben günün farklı saatlerinde farklı bezler kullanıyorum. Bazen bebişin çiş sinyali verdiğini düşünüp ya da evrensel zamanlamaya göre tuvalete tuttuğumda yapmayabiliyor ve fakat çok kısa bir süre içerisinde yapacağına eminsem, o zaman bunu kullanıyorum. Ve kucağımda taşıyorum. Çünkü bebekler kucaktayken kesinlikle yapmıyorlar. Kucaktayken çiş ya da kakası geldiğinde sinyalleri çok net oluyor, kendilerini arkaya iterek sizin üzerinizi kirletmekten çekiniyorlar. O zaman bu havluyu ya da prefold bezi çıkarıp tuvalete tutmak çok pratik oluyor.  


Geleneksel kumaş bezler


Hepsi bir arada bezler
Bu bezler daha çok tuvalet iletişimi yöntemini kullanmayanlar için dizayn edilmiş. O yüzden ecapants'lere göre biraz daha hantal (bkz. yandaki resim: ecapants - bumgenius karşılaştırması). Eğer tuvalet iletişimi yöntemini kullanmıyorsanız bu bezlerin ara kısmı daha geniş olduğu için daha çok çiş tutabiliyor, o açıdan ecapants'e göre daha avantajlı. Bir de ekstra çıt çıtlar sayesinde doğumdan itibaren tuvalet bağımsızlığı kazanana kadar (3-15 kg arası) kullanılabiliyor, bu açıdan da daha ekonomik. Hepsi-bir-arada bezleri yıkaması da daha rahat olabiliyor. 

Ben BumGenius marka almıştım bir tane, çok memnun kaldım. %100 polyester ama bacakları saran kısmı yumuşacık.  


En ekonomik seçenek olarak naylon bez + pamuklu ped: Sanırım bu en geleneksel ve en ekonomik olanı. 5-6 tane naylon dış almak yeterli olur çünkü içerisine yerleştirilen pamuklu bezler kirlendiğinde naylona da bulaşmışsa, bulaşan yerleri silip ya da yıkayıp tekrar hemen kullanabilirsiniz. İçerisine yerleştirilen bezlerin de yüz çeşidi var artık ama siz kendiniz de evdeki imkanlarınızı kullanabilirsiniz. Ben 3 tane thirsties naylon dış, 6 tane pamuklu bez aldım, 3 tanesini de evdeki pamuklu bezlerden kendim yaptım.

Alıştırma Kilotları


Bir de alıştırma kilotları var. Aslında bezsiz bebek için ideal olanı bunlar ve fakat alıştırma kilotlarını küçük bebeklerle kullanmak çok pratik değil. Küçük bebekler çok sık tuvalete gittikleri için sürekli kilot giydirip çıkarmak çok zor oluyor. Bir de bebekler ilk 6 ay çok hızlı büyüdükleri için alıştırma kilotları pek ekonomik olmuyor. Yine de kullanmak isterseniz farklı alternatifler mevcut. 

Yün kilot: Hem nefes alması açısından hem de suyu emmesi açısından çok kullanışlı. Yün kilotlar diğer bezlere göre çok daha fazla emici. Yün kilodun bir başka bir özelliği de doğal olarak antibakteriyel olması. Ancak bacak kısmının tam uyması çok önemli çünkü bacaktan sızdırma yapabiliyor. Bunun için içerisine küçük bir parça kumaş ped koyabilirsiniz. Yün kilodun bir dezavantajı bakım istemesi. 2-3 haftada bir lanolinlemek gerekiyor ki emiciliği devam etsin. 



Pamuklu alıştırma kilotları: Bu kilotlar bildiğimiz kilotların içerisine ilave ped dikilmiş biçimleri. Genellikle dışı da pamuklu oluyor ama bu resimdekinin dış yüzeyi fleece. Çok yumuşak ve sırf pamuk olanlarına göre daha az sızdırma yapıyor. Ben bunu ve yün kilodu iki annenin kurduğu ECStore'dan almıştım. Çok çeşitleri var, bazılarını sizin istediğiniz renge ve boyuta göre dikip gönderiyorlar: http://theecstore.com


Ev yapımı kolay kumaş bez


Bu bezi bir çarşaftan büyükçe bir dikdörtgen parça keserek yapabilirsiniz.

Fotoğraflar ve öneri için Nansa'ya çok teşekkürler!

Bir başka model de aşağıdaki şekilde olabilir. Kumaş olarak ben Öykü'nün tavsiye ettiği OsoCozy'nin hint pamuğundan yapılmış prefold'ları kullandım ama büyük boy bir el havlusu da kullanılabilir. Kenarlarını tutturmak için de bez kopçası (diaper fastener) kullandım ama güvenlikli çengelli iğne ile de tutturabilirsiniz.



"Tuvalet iletişimi" ile ilgili bilgi almak ve deneyimlerimizi paylaşmak için katılmak isterseniz: Bezsiz Bebek Facebook grubu. 

Sunday, May 19, 2013

Bezsiz Bebek Bezleri - I

"E hani bezsizdi, nereden çıktı bu bezler?" diye sormuştum ben de bezsiz bebek kitaplarını okurken. Teoride evet, bebekler bezsiz ve fakat pratikte her zaman işlemiyor bu durum. Bazen bebişler protesto ediyor tuvalete gitmeyi, bazen de anne-babalar ilgilerini başka bir şeye ya da kişiye (bizde bu kişi genellikle abla kişisi oluyor) vermek durumunda kalıyor, dolayısıyla da çişler kaçabiliyor.

Bebişlerin protestosu genellikle gelişimsel atak ya da diş çıkarma / hastalık dönemlerinde olabiliyor. Bu dönemlerde tuvalete götürüldüklerinde sırtlarını yay gibi gerip kendilerini arkaya atarak tuvalet grevine başlayabiliyorlar. Ve bu dönemlerde bozulan ne yazık ki sadece tuvalet ihtiyaçları olmuyor; emme, uyku gibi tüm temel ihtiyaçları sekteye uğrayabiliyor. Gelişimsel ataklar, zihinsel ya da bedensel olabiliyor. Zihinsel ataklar için Wonder Weeks kitabına bakmanızı öneririm. Kitaba erişiminiz yoksa şu chart'tan takip ederek neden bebeğim bir anda huysuzlandı, neden uyumuyor, yemiyor, tuvalete gitmiyor ve sürekli yapışık gezmek istiyor diyerek kafayı yemeyi engellemiş olursunuz.

Konumuza dönecek olursak, evet, bezsiz bebek için de bez gerekebiliyor. Tabii ki kumaş bez ideal olanı ama eğer isterseniz hazır bez de kullanabilirsiniz. Ve fakat hazır bez kullanmadan önce bu yazıyı okumaya devam etmenizi dilerim.


Neden Kumaş Bez? 

Kumaş bezin tuvalet iletişimi yöntemi için avantajı farkındalık yaratması. Çünkü bu yöntemde amaç, bebeğinizin kendi bedensel ihtiyaçlarının farkına varması ve sizinle iletişime geçmesi. Ve kumaş bez bu açıdan ciddi fark yaratıyor.

Sağlık: Hazır bezlerde kullanılan sodium polyacrylate maddesi ıslanınca jel şekline dönüşüyor. Ve yapılan araştırmalara göre, bu madde toksin üreten bakterilerin üremesi için uygun ortam hazırlıyor ve bebeğinizde pişik ya da daha farklı alerjik reaksiyonlara sebep olabiliyor. Ayrıca hazır bezlerde bulunan tributyl-tin (TBT) maddesi, toksik bir kimyasal olup insanlarda ve hayvanlarda hormon problemlerine yol açabiliyor.

Çevre: Hazır bez kullanıldığında durum çevre için de içler acısı. Hazır bezlerin doğadan kaybolması yüzyıllar sürüyor. Üstelik tuvalet iletişimi kurulmayan ailelerde her çişin ve kakanın beze gittiğini ve tuvalet eğitiminin tamamlanması için 2 yaşın beklendiğini düşünürsek toplamda ortalama 6000 bez doğaya atılıyor ki bu az bile, çünkü artık çoğu bebek 3 yaşına doğru tamamlıyor tuvalet eğitimini. 

(Fotoğraf için Arzu'ya teşekkürler!)

Masraf: Kumaş bezin başka bir avantajı da çok daha ekonomik olması. Hazır bez için bir bebeğin toplam 6000 bez kullanacağı düşünülürse 2 yıllık bez masrafı 3000 liraya yakın olacaktır. Kumaş bez için ortalama 500 liralık bir yatırım yeterlidir. Ve üstelik kumaş bez yıllarca kullanılabilir. Hatta bebeğinizle tuvalet iletişimi kuruyorsanız, çişler ve kakalar genellikle tuvalete gideceği için, bezler fazla yıpranmayacaktır. O bezlerle 3-5 çocuk daha büyütebilirsiniz rahatlıkla. Aynı evde olması şart değil tabii :) Kumaş bezlerinizi işiniz bitince ihtiyacı olanlara verebilir ya da sizin ihtiyacınız varsa satabilirsiniz. 

Peki o kirli bezleri yıkamak iğrenç değil mi?
Hayır hiç değil. Hazır bezlerle de zaman zaman kaza olup kıyafetlere bulaşabiliyor kakalar, dolayısıyla o kıyafetleri nasıl yıkıyorsanız, kumaş bezleri de o şekilde yıkayabilirsiniz. Eğer kaka daha katı kıvamdaysa, bir spatula yardımıyla tuvalete boşaltıp sonra musluğun alıtnda hafiçe çiteleyerek kakasını akıtabilirsiniz. Daha sonra da çamaşır makinesinde diğer bezlerle birlikte yıkabilirsiniz. Hatta ekstra makineyi çalıştırmaya bile gerek kalmaz muhtemelen çünkü zaten çocuklu bir evde en az iki günde bir çamaşır yıkamak gerekebilir. Ayrıca tuvalet ileşimi kuruyorsanız kakayı dert etmeye pek gerek yok, çünkü bebekler kakalarını tuvalete yapmakta oldukça başarılılar. Bir de eğer isterseniz dışarıdayken kullanılabilecek diaper liner denen bir ürün var. Bunlar bezin en üstüne yerleştiriliyor ve kakayla birlikte tuvalete atılabiliyor. Bu şekilde tuvalete attıktan sonra kirli bez çantanıza rahatlıkla koyabilirsiniz. 

Bir sonraki yazı: Farklı kumaş bez çeşitleri

"Tuvalet iletişimi" ile ilgili bilgi almak ve deneyimlerimizi paylaşmak için buyurun: Bezsiz Bebek Facebook grubu. 


Kaynaklar
EC Simplified: http://ecsimplified.com

Thursday, May 2, 2013

Fransızların çocukları her şeyi yiyormuş

Internetle birlikte ilişki biçimlerimiz de epeyce değişti. İnsan ilişkilerinin evrimi için şüphesiz ayrı bir başlık şart ancak şu anda bahsetmek istediğim yiyeceklerle kurduğumuz ilişki. Uzunca bir süredir yiyeceklere yaklaşırken kafamdan formüller geçiyor: protein/karbonhidrat oranı, omega 3 ve omega 6 yağ asitleri, DHA, vitaminler, mineraller, ağır metaller, ... yetti mi! Hayır, siz söyleyin, böyle mikro-besinleri kafayı takmadan keyifle yemek yemek mümkün mü artık! Bizim için değil belki ama bazıları için mümkünmüş.

Bir Fransız, bir de Amerikalı (Türk yok, fıkra değil bu gerçek :P) iki araştırmacı, Fransız ve Amerikalı çocuk-büyük 7000 kişi ile yeme alışkanlıkları üzerine bir araştırma yapmışlar.

Fransızlar sağlıklı beslenme üzerine pek bir şey söylememişler. Dedikleri: "her şeyden azar azar yemek gerekir" ve "sağlıksız gıdaları arada sırada yemek sorun yaratmaz." Amerikalılar ise yemeği, sağlık, beslenme ve diet ile özdeşleştirmişler.

Fransızlar da aslında pizza, hamburger, asitli içecekler, şeker ve ketçap gibi şeyleri seviyormuş ama arada bir yiyorlarmış. Amerikalılar gibi ankette, yemeği sağlıkla özdeşleştirip akşamına da gidip McDonalds'ın önünde araba konvoyu oluşturmuyor, kovayla coca cola içmiyorlarmış. Ve Paris McDonalds'da yedikleri orta boy patates kızartması Amerika'dakinden %72 daha küçükmüş.

Fransızlara sormuşlar yemek deyince aklınıza ne geliyor diye, "keyif, lezzet, sosyalleşme, kültür, kimlik ve eğlence" demişler. Amerikalılar gibi, sağlık ve diete, benim gibi demir-çelik'e bağlamamışlar :P

Yine aynı çalışmada, katılımcılara çikolatalı pasta resmi gösterilmiş ve akıllarına gelen ilk kelime sorulmuş. Amerikalılar'ın en çok söylediği ortak kelime: "suçluluk" (guilt) olurken, Fransızlar'ınsa "kutlama" (celebration) olmuş.

Evet, Fransızların çocukları da her şeyden zevkle yiyormuş. Bu kitabı okurken anladım ki, mimi'ye yemek konusunda yaptığımız en büyük yanlış tam da bu noktada olmuş. Yani yiyecekleri mikro-besinlere indirgeyip işin "keyif, lezzet, sosyalleşme, kültür, eğlence" yönünü geri plana atmak. "Bak bundan mutlaka yemelisin protein değeri çok yüksek, içinde vitamin var, demir var, bla bla var" diyerek ikna etmeye çalıştığımda zavallı yavrucak iyi dayanmış.

Kitapta bahsedilen başka bir araştırma da, yine yaptığım yanlışları yüzüme çarpmaya devam etti: Kohlrabi (yer lahanası) deneyi. Deney şu:

Bir okulda bir gün öğlen yemeğinde kohlrabi servis ediliyor. Kimse bilmiyor bu sebzeyi. Ertesi gün bir üniversite öğrencisi gelip kitap okuyor üç farklı gruba ayrılmış öğrencilere.

A grubuna: "En azından kohlrabi yemek zorunda kalmadım."
B grubuna:  "Neredeyse kohlrabi kadar lezzetliydi."

cümleleriyle direkt mesaj veriliyor her sayfada. C grubuna da bu konuyla alakası olmayan bir kitap okunuyor. Kitaplardan sonra, atıştırma zamanında çocuklar, tekrar kohlrabi denemeye davet ediliyor ve tahmin edin hangi gruptaki çocuklar kohlrabi denemeyi reddediyor. Evet bildiniz! A grubundakiler ağızlarına sürmüyor kohlrabiyi.

Yani neymiş, ağız tadı doğuştan sabit değilmiş; ve beyin gücü, pozitif bakış, yiyeceklerin tadını değiştirebilirmiş. Ayrıca bir yemeği sevip sevmediğimize karar vermek için en az 12 kez denemek gerekirmiş.

Aslında biz yemek seçen bir aile değiliz, her şeyi zevkle yeriz ama mimi biraz daha küçükken onun yediklerine odaklanınca ve hatta ona yedirmeye çalışınca, doğal olarak yemekten zevk almak pek mümkün olmuyordu. Daha çok aklımız yemekleri mimi'ye sevdirmek için dil dökmek üzerine çalışıyordu. Şimdi, biz onun tabağını gözetlemekten ve yedirmek için dil dökmekten vazgeçince, o bizim tabaklarımızla ilgilenmeye ve yeni bir yiyeceği keyifle mideye indirdiğimizi görünce, o da istemeye başladı. Bu insanlık için adım bile değil ama mimi için cidden çok büyük bir adım. Çünkü mimi sebze ve meyveyi severek yese de, kendi formunun dışına hiç çıkmayan bir çocuktu, yani sebzeleri çiğ, makarnayı sade, pilavı yağsız-tuzsuz ve hiçbir şeyi karıştırmadan yiyordu. Şimdi bizim tabaklarımızdaki karışık sebze yemeklerinden tatmak istiyor ve hatta her zaman yemese de, kendi tabağına da koyduruyor. Fakat hepsinden güzeli, bizim yaşadığımız özgürlük. Şimdi ne yedirme derdi var, ne yemesi için söylev hazırlama derdi var, ne de karşılıklı gerilim var.

Ayrıca, yapılan çalışmalar göstermiş ki çocuklarını belirli yiyecekler için zorlayan ebeveynlerin çocukları o yiyeceklere karşı antipati geliştiriyor ve yeni yiyecekler denemekten daha çok kaçınıyorlarmış. Çocuklarının yiyeceklerini katı bir şekilde kontrol eden ebeveynlerin çocukları daha az sebze yiyor ve daha yağlı besinleri tercih ediyorlarmış. Ya da tabağını bitirmeye zorlanan çocuklar, aşırı yemeyi öğreniyorlamış. 

Doğru yolda olduğunuzu anlamanın bir yolu kendinize, yaptığınız şeylerin çocuğunuzda uzun vadede anksiete yaratıp yaratmayacağını sormaktır diyor kitapta. Fransızlar yemenin, endişe edilecek bir durum değil, keyif alınacak bir durum düşünüyorlarmış. Ve fakat besin değerlerine ve vitaminlere odaklandığınızda bu kısım gözden kaçabiliyor. 

Daha önce bahsettiğim katı gıdanın Montessorisi BLW, bu noktada bir kez daha önem kazanıyor. Çünkü BLW'de bol vitaminli-proteinli-vesaireli olsun diye et suyuna sebze çorbaları, bir sürü yiyecek karıştırılarak hazırlanan kahvaltı bulamaçları, içinde hangi yiyeceğin olduğu belli olmayan püreler yerine gerçek yiyecekler var. İlk aylarda mikrobesinlerden fazlaca alamasalar da, gerçek yiyeceklerin tadına, dokusuna, kokusuna alıştıkları için ve en önemlisi, her gün aynı kıvamda/renkte/dokuda/tatta hazırlanan yiyecekler yerine çeşitliliğe alıştıkları için uzun vadede kafaya çokça taktığımız mikrobesinlerden daha fazla alıyor olacaklar. Dolayısıyla neofobi (2 yaş civarı ortaya çıkan yeni şeyler deneme korkusu) dönemi gelmeden çocukları ne kadar çok yiyecekle tanıştırırsak o kadar iyi olur, tabii gerçek yiyecekle ve zorlamadan, kontrolü onlara bırakarak. Çünkü yine Fransızlar'ın dediği gibi: Baskı varsa, direniş de vardır!

Monday, April 22, 2013

Doğan büyüyor --ve de kaçıyor

Cino, ilk dişlerini çıkardı. Ben emzirirken, saf saf "ahhh çok fena ısırdı!!!" deyince tako, "damaklarıyla mı" diye sordu, ben de "evet bunların damakları çok güçlü oluyor" diye yanıt verdim. Güya deneyimli anneyim, 2. çocuğu büyütüyorum, çocuğun alttan iki tane dişi çıkmış, neredeyse yarıya gelmiş, hatur hutur mememi ısırıyor, ben hala anlamıyorum! Sonra neyse tako aldı elimden, baktı bunun dişi çıkmış dedi. Aaaa, hiç farketmemişim valla. Bravo anneye!!! Sonradan jetonlarım düştü tabii, "bak bak, geçen hafta hiç uyumamıştı, demek diştenmiş" diye. Bir de artistlik yapıyorum, evet bu modellerin damakları böyle oluyor, bık bık bık bık...

İlk dişler önemli; sonuçta diş perisi para ödeyecek onlara; o kadar süt dişiyle ne yapacaksa artık :P Mimi 10,5 aylıkken çıkarmıştı, cino 6 aylıkken ve kimse farketmeden. Bir yandan üzülüyorum, garibim, ikinci olmak böyle bir şey, kendi kendine, farketmeden büyüyor (ya da alık annesi farkedemiyor zavallının). Öte yandan seviniyorum, dişleri çıktı, artık büyüyor diye. Sonra yine üzülüyorum, bu zamanları bir daha geri gelmeyecek, ne çabuk geçiyor zaman, ne kadar hızlı büyüyorlar diye. Mimi'ye bakıyorum, 4 yaşına nasıl geldi, ne ara bu kadar büyüdü, şaşırıyorum; hayır büyüdü de, ne ara evden kaçmaya başladı, hayret ediyorum, hayretler içerisinde kalıyorum!!!


Kendi başına ön tarafa çıkmasına izin vermeyince (e doğal olarak, 4 yaşında velet, 14 yaşında değil) böyle bir düzenek kurup garaj kapısını açmış ve kaçmış. Biz onu arka bahçede oynuyor zannederken bir de baktık ki yok. Bağır allah bağır, mahalleyi inlettik, neyse ki sonunda komşuda bulduk (yandaki beyaz ev). Komşuyu da kandırmış, annemler izin verdi diye... Bu 4 yaş halleri nedir, şaştım kaldım, bu böyle bir dönem geçicidir umarım... yoksaaa yandığımızın resmi midir bu resim???

Wednesday, April 17, 2013

İyisiyle Kötüsüyle BLW (Baby Led Weaning)

Geçen yazıda katı gıdanın Montessorisi olarak BLW'den bahsetmiştim, bugün BLW hakkındaki çarpıcı gerçekleri paylaşacağım.

BLW'de güzel olan nokta, hangi gıdayla başlayayım derdi yok. Bu yönteme göre bebeğiniz siz ne yiyorsanız, onu yiyecek. Hayır, patates kızartması sebze değil, meyve suyu da meyve yerine geçmiyor. Yok, şeker ve işlenmiş gıdalar da yok. Ama onun dışında siz ne yiyorsanız yiyebilir. Ona ekstra yemek hazırlamak yok.

BLW'nin iki çocuklu bir annenin işini ne kadar kolaylaştırdığını siz tahmin edin. Özellikle de ilk çocuk klasik püreyle başlamış ve 1,5 yaşına kadar bir şey yememiş, sonra da acayip seçici uyuz bir yiyici olmuş olunca, bu BLW nimet oldu bana :)

Yoksa evde herkes için farklı yemek hazırlamak durumunda kalacaktık. Şimdi neyse üç farklı yemekle kurtarıyoruz. Biri ablaya, biri otoimmün paleo dieti yapan anneye, diğeri de baba ve 6,5 aylık cino'ya. Neyse ki kesişim kümemizde birtakım yiyecekler var da mutfak dışında zaman geçirebiliyoruz. Tabii cino, bizim gibi çatal kaşıkla kıymalı ıspanak yemeği yiyemiyor, mercimek çorbası içemiyor henüz. Ama ufak bir hileyle ayrı yemek pişirmeden bunları kendi kendine yiyebiliyor. 

Başlangıç için püf nokta şu: bebeğinize eliyle tutabileceği şekilde (parmak şekli), damaklarıyla çiğneyebileceği yumuşaklıkta, eliyle sıkıp püre haline getiremeyeceği sertlikte yiyecekler hazırlayıp önüne koyuyorsunuz ve o da afiyetle yiyor. Bu kadar basit. 

Biraz daha açacak olursam, örneğin parmak şeklinde kesilebilen sebzeleri (havuç, tatlı patates, kabak, taze fasulye gibi), sizin kendiniz için pişirdiğiniz ilgili sebze yemeğinin içerisine koyup hafif yumuşadığında çıkarıyorsunuz (yemeğin tuzunu sonrasında ekliyorsunuz, bebeklere tuz yok). Yalnız dikkat edin çok yumuşak olmasın, başlangıçta ellerinin ayarı olmadığı için sıkıp püre haline getirebiliyorlar.

Peki ya sıvımsı gıdalar hiç olmayacak mı? Elbette olacak, bu BLW'nin ana mottosu zaten, bebeğinize ayrı yemek pişirmek yok, siz ne yerseniz onu yiyecek. Bu sıvımsı gıdaları da ufak bir hileyle yedirebilirsiniz. Buradaki hile de geleneksel bandırma yöntemimiz :) Mercimek çorbası, yoğurt, humus gibi yiyecekleri parmak şeklinde kesilmiş kızarmış ekmek ya da sebzeleri banarak verebilirsiniz.

Etleri de parmak şeklinde kesip verebilirsiniz; tavuğu but olarak. Etleri bir süre çiğneyip demirini emdikten sonra, siz çiğneyip kuş gibi ağzına verebilirsiniz; böylece protein de almış olur (yalnız amalgam dolgunuz varsa dikkat, sizin çiğnemeniz iyi bir fikir olmayabilir).

Baklagiller ya da diğer parmak şeklinde kesilemeyen yiyecekler için de çatal iyi bir alternatif olabilir. Bizimki henüz aradaki ilişkiyi kavrayamadı ama çatala batırıp önüne koyarsanız, bir süre sonra çatalın işlevini anlaycaktır --yani öyle umuyorum. Cino şu anda büyük bir hevesle çatalı alıyor, sonra ucundaki yiyeceği avuçluyor ama henüz avcunun içindekini ağzına götüremediği için bir sonraki yiyeceğine saldırana kadar onu sıkı sıkı tutuyor :)

Elma, armut gibi meyveler parmak şeklinde kesilip fırında biraz yumuşatıldıktan sonra verilebilir. Üzüm, ahududu (raspberry) gibi meyveleri ikiye kesip vermek gerekiyor. Avokado, aşağıdaki resimdeki gibi kesilip verilebilir. Avokado, süper bir besin! Özellikle hızla büyüyen ve bunun için de iyi yağlara ihtiyaç duyan bebekler için vazgeçilmez.


Flickr'dan bir BLW videosu

BLW kitabında konuyla ilgili daha ayrıntılı bilgi var. BLW'nin çok güzel bir sitesi ve forumu, bir de facebook sayfası var. YouTube'dan da baby-led weaning diye aratıp videoalara da bakabilirsiniz. Son olarak, bir de yemek tarifleri kitabı var ki evlere şenlik! Yani en azından bizim eve şenlik! Biraz BLW'nin mottosundan sapmış olduk gerçi, biz onun yediklerini yiyoruz ama napalım, baharatlarına kadar tam takım :)

Kitapta BLW için kesinlikle 6 ayın beklenmesi öneriliyor ama biz bekleyemedik. Daha doğrusu cino bekleyemedi. Sinyalleri 5 aylıktan itibaren vermeye başlayınca, 5,5 aylıkken artık daha fazla engellemeyip başlayalım dedik (sinyaller: kendi kendilerine dik oturabildiklerinde, sizin yediklerinize ilgi göstermeye başladıklarında ve hatta sizin elinizden yiyeceklerinizi kapmak için türlü türlü numaralara giriştiğinde ama kapamayıp yalnızca havayı aldığında ve hatta bu havayı çiğnediğinde, yani çiğneme hareketi yapmaya başladığında). Ve cancino, bir ay içerisinde ablasından daha çok çeşitte ve dokuda gıdayı severek yemeye başladı. Bkz. 6,5 aylık cino'nun yedikleri (hepsi doğal formunda, püre değil):
Salatalık, havuç, pırasa, kabak, tatlı patates, brokoli, karnabahar, kabuklu bezelye (snap peas), taze fasulye
Elma, armut, mango, portakal, avakado, muz, limon, yaban mersini (blueberry), ahududu (raspberry), böğürtlen (blackberry)
Kuru fasulye, yeşil mercimek, mercimek çorbası, humus
Et, tavuk, köfte, balık, mantar
Ekmek, pizza, makarna
Peynir, yoğurt, yumurta, hindistan cevizi yağı (ekmek üzerinde) 
Hatta bu sabah fırında domates-kekik-keçi peynirli ekmek yaptık, ablası yememek için ayılıp bayılırken, cino bayılarak yedi. Ve öyle çok sevdi ki ellerinin içerisinde kalan parçaları tüm yüzüne maske olarak uyguladı :)

Peki kötü yanları yok mu bu BLW'nin? Var tabii, hatasız kul olmuyor elbette. Kendisi yediği için yalnızca elleri ve ağzı kirlenecek zannediyorsanız yanılıyorsunuz, bir yemekte saç, baş, tüm surat, kollar, hatta bacaklar dahil her yeri batabiliyor. Yalnızca kendisiyle kalsa iyi, oturduğu yer ve yerler de batıyor. Bunun için masa örtüsünü masanın üzerine değil de altına sermek işe yarıyor. Yemekten sonra temizlik süresi yarı yarıya azalıyor. Bir de ilk zamanlarda çok fazla yere düşürdükleri için yerdeki örttünün üzerinden alıp geri verebiliyorsunuz. Bu şekilde yere düşen yiyecekler de ziyan olmamış oluyor.

Bir diğer püf nokta da, evin bilimum köşelerinde bebeğinizin "akşam yemeğinden seçmeler" başlıklı sanatsal çalışmalarını görmek istemiyorsanız, sofradan kalkmadan ağzının içini kontrol etmeyi unutmamak! Çünkü yedikleri yiyeceklerin bir kısmını, damak, yanak, dil altı ve benzeri yerlerde biriktirip sonradan bunlarla evi süsleyebiliyorlar.

Bir de BLW ile bebeğinizin beslenmesi uzun sürüyor. Bebekler inceleyerek, yavaş yavaş yiyorlar, aceleye gelmiyorlar. Nasıl Montessori'de onun kendisinin bir şey yapmasını beklerken hafakanlar basabiliyorsa bazen, burada da benzer durumlar olabiliyor zaman zaman. Eliyle tutamadığında ya da tutup ağzına götüremediğinde alıp eline vermemek için kendinizi tutmanız gerekiyor; aksi takdirde, pratik yapamayacağı için bu yetilerini geliştiremeyecektir.

Son olarak, BLW'de beslenmeyi bebeğinizin önderliğine bıraktığınız için onun hangi yiyeceklerden ne kadar yiyeceğine karışamıyorsunuz. Ama merak etmeyin bebeklerin hayatta kalma içgüdüleri çok güçlü olduğu için karışmamak, onların lehine oluyor. Bu şekilde kendilerine alerji yapan belli gıdalardan uzak durup gelişim dönemlerine bağlı olarak daha çok yağlı, proteinli veya karbonhidratlı yiyecekleri tercih edebiliyorlar. Ve iştahsızlık sorunu yaşamıyorlar.

Cino, şu anda 6,5 aylık, 1 aydır kendisi yiyor ve onun masaya oturduğunda heyecanla yemek beklemesini, konsantre olup yiyecekleri masadan itinayla almasını, ağzına götürüp kemirmesini ve çeşit çeşit yiyecekleri büyük bir hevesle denemesini izlemek bizi çok mutlu ediyor. Artı, yemeğimiz soğumadan, nöbetleşe yemek durumunda kalmadan, biz de keyifle masada oturup kendi yemeğimizi yiyebiliyoruz.

Son söz olarak sevgili babamın konuyla ilgili sözleri gelsin:
"Yemek sadece bir besin aracıdır. Ne bir ödül, ne de bir cezadır. Yaşamak için beslenmesi gerektiğini bilmelidir. Sizin göreviniz yalnızca çocuğunuza yemeği sunmaktır. Zorla yemek yedirmek değildir. Yemek saatlerini çocuğunuzla savaş saatlerine çevirmeyiniz. Bu savaşı kesinlikle kaybedeceğinizi bilin. Yemek saatleri, çocuğunuzla paylaştığınız, ona yakınlaştığınız, birlikte bir sevgi yumağı oluşturduğunuz, yaşamınızın en güzel anlarıdır. Lütfen yemek yemesi için ısrar ederek bu güzel anı bozmayınız."

Bu da ilginizi çekebilir: Fransızların çocukları her şeyi yiyormuş

Monday, April 15, 2013

Katı Gıdanın Montessorisi BLW

Başlık, çocuklarla ilgisi olmayanlar için şifreli gibi duyulabilir, kusura kalmasınlar :-)

Uzun süre bezsiz bebek/tuvalet iletişimi diyerek kaka-çiş muhabbeti yaptıktan sonra, sıra geldi domates-peynir muhabbetine, yani yemeğe :) Evet BLW, katı gıdaya geçiş üzerine bir yöntem. Açılımı baby-led weaning (bebek öncülüğünde memeyi bırakma), ama baby-led feeding (bebek öncülüğünde beslenme) olsa daha iyi olurmuş çünkü tamamen beslenme üzerine bir yöntem. Aslında yöntem de değil. Bu da tuvalet iletişimi gibi, yeni olan bir durum değil, yüzyıllardır uygulanan ve fakat son dönemde, bazı endüstrilerin (evet evet, bebek reonlarında boya kutusu gibi duran kavanoz mamalardan bahsediyorum) çıkarları yüzünden unutulan/unutturulan doğal bir beslenme şekli.

Peki Nedir bu BLW?
BLW kısaca diyor ki: gıdanın sıvı halini geçiniz, katı gıdalara katılarla geçiniz, ama hepsinden önemlisi siz bu işi bebeğinizin önderliğine bırakınız. Hah işte bu noktada n'oluyor, Madam Montessori giriyor devreye. Çünkü neydi Montessori'nin felsefesi:

"Kendim yapabilmem için bana yardım et"

İşte BLW de tam bu mantık. Bebeğinizi beslemiyorsunuz, onun kendi kendisini beslemesi için ona yardım ediyorsunuz. Evet bebekler hazır olduklarında kendi kendilerini besleyebiliyorlar. Hayır, maalesef yemek yapamıyorlar :P Yalnızca önlerine konan yemeği kendileri yiyorlar. Kaşık falan, aman diyeyim, sakın kullanmıyorsunuz bu beslenme şeklinde, BLW'ciler görürse o kaşıkla kafanıza kafanıza vurabilir valla benden söylemesi.

E kaşık yoksa, püre de yok tabii. Zaten katı gıda deyip de püre gibi sıvı forma yakın şeyler yedirmek pek anlamlı olmuyordu. BLW'de anlatıldığı üz're pürenin bebeklerin hayatına girişi katı gıdalara geçişin 4 aylıkken önerilmesi dönemine rastgeliyor. Ama artık katı gıdaya geçişte kesinlikle 6 ayın beklenmesi önerildiği için ve bebekler 6 aylık olduklarında, daha doğrusu kendi kendilerine dik oturabildiklerinde, sizin yediklerinize ilgi göstermeye başladıklarında ve hatta sizin elinizden yiyeceklerinizi kapmak için türlü türlü numaralara giriştiğinde ama kapamayıp yalnızca havayı aldığında ve hatta bu havayı çiğnediğinde (yani çiğneme hareketi yapmaya başladığında) hazırlardır demektir; yazık günah verin eline bir şeyler de yemeyi öğrensin. Bu aşamaya gelmiş bir bebeği 1 yaşına kadar 7/24 emzireceğim diye bekletmenin de bir anlamı yok. Çünkü bu da emeklemek, yürümek gibi doğal bir süreç, hazır olduklarında yapıyorlar. Ve ilk kez kendi sandalyelerinde sofraya oturduklarında anlıyorsunuz artık 4 kişilik bir aile olduğunuzu :)))

Tabii ilk haftalarda boğazından bir şey geçmesini beklemeyin, o bir dönem yiyecekleri tutma, ağzına götürme ve çiğneme yetilerini geliştirecek. Aman boğazından bir şey geçmedi diye de üzülmeyin, çünkü 1 yaşına kadar bebeklerin temel gıdası hala anne sütü ya da emziremeyen anneler için mama. Hiçbir yiyeceğin besin değeri anne sütünün verdiği zenginlikte olamaz. O yüzden memelere kuvvet, emzirmeye devam. Hatta yemeklerden önce mutlaka emzirin ki bebeğiniz için katı gıdaları tanıma ve bu konudaki yetilerini geliştirme olayı daha eğlenceli ve rahat geçsin.


BLW'ye başlama döneminde (6 ay civarı) işaret ve baş parmakla tutma yetileri (pincer grasp) gelişmediği için ilk zamanlarda parmak şeklinde kesilmiş yiyecekler (finger foods) sunmak gerekiyor (nasıl sizin parmağınızı tutup ağzına götürüyor, işte o şekil, eliyle tuttuğunda yukarıdan çıkacak ki ağzına götürebilsin). Bir de ilk haftalarda genellikle çiğnedikten sonra çıkartıyorlar. Hatta henüz yutmayı becremedikleri için bol bol öğürüyorlar. Fakat, aman öğürdü diye paniğe kapılmaya da gerek yok, bu öğrenme aşamasında çok normal bir durum, 1-2 haftada geçiyor.

Paniğe kapılıp püre verirseniz belki öğürmesini engellemiş olursunuz ama aynı zamanda çiğneme yetisinin gelişimini de engellemiş olursunuz. Tabii yiyecekleri tutup ağzına götürme yetisinin gelişimini de. Zaten şu ebeveynlik kitaplarında yazılan tüm tavsiyeleri, önerileri geçin ve şuna bakın: çocuğunuz için yaptığınız bir şeyi uzun vadeli olarak devam ettirebilecek misiniz? Örneğin, şu anda kolunuzda-ayağınızda sallayarak kolayca uyutabiliyorsunuz ve fakat 3 yaşına geldiğinde de hala bu şekilde uyutabilecek misiniz ya da bu şekilde uyumaya devam etmesini istiyor musunuz? Nasıl uyumasını istersiniz? Ya da 5 yaşına kadar kaşıkla beslemeye devam etmek ister misiniz? Püreyle sevmediği yiyecekleri kakalamayı ya da daha çok yedirmeyi şimdi başarabilseniz de, bunu ne kadar süre devam ettirebileceksiniz? İleride nasıl yemek yemesini tercih edersiniz?

Bir de kaşıkla beslemede şöyle bir sorun var. Sindirim ağızda başlıyor, ağızda lokmayı evirip çevirecek ki o yiyecekler yumuşasın, tükürükte bulunan enzimlerle sindirilmeye başlasın. Kaşıkla, ne oluyor? Dilinin arka tarafından lüp diye mideye gidiyor püreler. E mide de bir organ sonuçta. Ve biliyorsunuz vücudumuzdaki organlar tek başına çalışmıyorlar, bir sistemin parçası olarak işlev görüyorlar. Burada söz konusu olan sistem de, sindirim sistemi ve bunun başlangıç noktası da ağız. O yüzden no püre, no kaşık.

Yani daha doğrusu, sizin kontrolünüzde olan kaşık yok, yoksa sonsuza kadar elleriyle yemeyecekler, merak etmeyin. Bebekler başkaları tarafından kaşıkla beslenme olayını hiç sevmiyorlar, hep kendileri yapmak istiyorlar, kaşığı uzattığınızda da kendileri tutmak istiyorlar. Bebeğim iştahsız diyorsanız, önüne kendi kendine yemesi için yemek koymamışsınız demektir. Aman etraf batmasın diye kaşık hakimiyetini bırakmak istemeyebilirsiniz ama eline kaşık vermezseniz nasıl gelişecek bu yeteneği? Ben mimi'de yaşadım bunu, ona yedirebilmek için onun eline kaşık verirdim, bu arada oyunlarla ağzını açtırıp püreyi tıkıştırırdım. Tabii hiç mutlu olmazdı, ayrıca bizim için de işkenceye dönüşürdü. Şimdi ne püre hazırlama derdi var, ne de binbir türlü numaralarla yedirme derdi. Artık, sofraya hep birlikte oturup yemeğimiz soğumadan, nöbetleşe yemek yemek zorunda kalmadan, yediklerimizin tadına varma günleri var. Yaşasın sofra keyfi, yaşasın gerçek yemek!


Bir sonraki yazı: "İyisiyle Kötüsüyle BLW"
Bu da ilginizi çekebilir: Fransızların çocukları her şeyi yiyormuş